02 Haziran 2012
bu görüntüler cenaze töreninden
CENAZE MERASİMİM
Bizim avludan mi kalkacak cenazem?
Nasil indireceksiniz beni üçüncü kattan?
Asansöre sigmaz tabut,
merdivenler daracik
Belki avluda dizboyu günes ve güvercinler olacak,
belki kar yagacak çocuk çigliklariyla dolu,
belki islak asfaltiyla yagmur.
Ve avluda çöp bidonlari duracak her zamanki gibi.
Kamyona, yerli gelenekle,yüzüm açik yükleneceksem,
bir sey damlayabilir alnima bir güvercinden; ugurdur.
Bando gelse de, gelmese de çocuklar gelecek yanima,
meraklidir ölülere çocuklar.
Bakacak arkamdan mutfak penceremiz.
Balkonumuz geçirecek beni çamasirlariyla.
Ben bu avluda bahtiyar yasadim bilemediginiz kadar.
Avludaslarim, uzun ömürler dilerim hepinize.
15 Mayıs 2012
20 Yıl Sonra Yeniden
Geçtiğimiz hafta sonu, fakülte arkadaşlarımızla, 20 yıl aradan sonra yeniden beraberdik. Çocuklar gibi şendik. Herkesin ortak fikri; "terapi gibiydi...."
02 Ocak 2012
Kesinlikle Karşıyım
Milli Piyango biletlerinin büyük mağazalar yada alışveriş merkezlerinde satılmasına kesinlikle karşıyım.
Neden: Çünkü; Milli Piyango diye bir şey olmasının asıl amacı bir kaç zengin ortaya çıkartmak değildir. Sosyal sorumlulukları olan kamu kuruluşlarına kaynaklar aktarılır ve hatta devletin kasasına da büyük meblağlar girer. Belki de gözden kaçan bir tarafı daha var, genellikle dar gelirli, emekli, özürlü birçok kimse de seyyar bilet satıcısı olarak çalışır kazanır. Sabit bayilere bile bu nedenle karşı çıkıyorken, bir de baktım ki büyük alışveriş merkezleri ve marketler satıyor. Üstelik bir görseniz ne reklamlar ne kampanyalar, kredi kartıyla satmalar falan.....
Karda, kışta, yağmurda, sıcakta bilet satan üçbeş kuruş gelir elde etmeye çabalayan garibanın ekmeğine dikmiş gözünü kapital....
Kesinlikle karşıyım
Not: Aşağıdaki imajın konuyla alakası yoktur. Çok hoşuma gitti paylaşıyorum.
20 Kasım 2011
Ortaya çıktı ki; Almanya'da geçmiş yıllarda gerçekleşen 8 Türk ve bir Yunan lokanta işletmecisinin ölümünün ardında aşırı sağcılardan ve Nazilerden oluşan ve derin devlet tarafından da desteklenen bir yapılanma varmış. Alman devleti şöyle bir çalkalandı. İstihbarat örgütüne bağlı birilerinin bu işi desteklediği ve hatta içinde yer aldığı ortaya çıktı.
Bence asıl ilginç olan şuydu; bu pazar günü Hamburg da bütün bu olan bitenleri protesto eden bir sessiz yürüyüş yapıldı. Sessiz denilmesine bakmayın, hemen tüm Avrupa haber kanalları verdi haberi. Peki kimler katıldı bu yürüyüşe....
Almanya da yaşayan Türk, Yunan ve İsrail toplumlarının üyeleri... Bir ara gazeteci yürüyüşe katılanlardan biriyle röportaj yapıyor... Kimle? Hamburg İçİşleri Bakanı....
Ne olmuş yani?
1. Türk toplumu tepki göstermiş...e doğal olarak
2. Yunan toplumu tepki göstermiş... Ne de olsa 1 Yunan vatandaşı öldürülmüş, her ne kadar Türk zannedilse de..
3. İsrail Toplumu tepki göstermiş... Yorum size ait.
4. Yerel hükümetin bakanı tepki göstermiş.... eee işte buna demokrasi diyorlar....
14 Temmuz 2010
Anayasa Değişikliği

12 Eylül 2010’da referandum var. Bir “Anayasa Değişikliği Paketi” hazırlandı ve bize soruluyor şimdi. Evet mi? Hayır mı? Benim de aklıma sorular geliyor,
• Peki neyi oylayacağımızı biliyor muyuz?
• Gerçekten devrim niteliğinde demokratik haklar yönünde değişikliklerin arasına serpiştirilmiş hukuku ele geçirme maddelerinden haberimiz var mı?
• Bu maddeler neden tek tek oya sunulmuyor ve illa ki bu paketin bütününe evet ya da hayır dememiz bekleniyor? Bunda bir kötü niyet var mı?
• Anayasa mahkemesi üyeliğine YÖK’den 3 üye seçilmesinin akla mantığa yakın bir yeri var mıdır?
• Oy verecek olanlar değişiklik metnini bir kere olsun okuyacaklar mı? Yoksa AKP liler evet diğerleri hayır oyumu verecek kabaca? Eh bu bir anlamda güven oyu sayılmaz mı?
Daha zaman var referanduma o zamana kadar saflar daha da netleşir kimin ne dediği daha çok ortaya çıkar ve tabi bu soruların cevapları da...
22 Nisan 2009
Coşku ve Namus

Hiç Timur Selçuk konseri izlediniz mi bilmiyorum? Ben yıllar önce üniversitemizin bahar şenliği sırasında verdiği bir konseri izleme şansı buldum. Tek başına ve tabi piyanosuyla harika bir 2 saat yaşatmıştı o konseri izleyenlere. Şarkılarının aralarında son derece keskin zekayla yapılan espriler ve bazen bizleri şaşkına çeviren hikayeler de en az harika müzikleri kadar etkileyiciydi doğrusu. 
Daha sonraki yıllarda bir kaset geçmişti elime, Timur Selçuk'un 1980 sonrası bu kez ODTÜ'de verdiği bir başka konserin ses kaydı. Bu konserinde; 1980 öncesi yine ODTÜ'de verdiği ve herbiri birer olay olan, belki fazla politize ve belki aşırı fraksiyone konserlerine atıfta bulunuyor ve o döneme ait bazı şarkılarını da seslendiriyor son derece güzel ve akıcı uslubuyla. Bir şarkı arasında şimdi kelimesi kelimesine hatırlayamadığım bir konuşma yapıyor ve diyordu ki:
"O dönemlerde (12 eylül öncesini kastederek)verdiğimiz konserlerde savunduğumuz fikirlerin ne kadarı doğru ne kadarı yanlıştır yada o fikirlerin ne kadarı bugün için de geçerlidir bilmiyorum, ama bildiğim, altına bugün de imzamı atacağım şey o zaman bunları savunanların coşkusu ve namusunun tam olduğudur."
"Coşku ve namus"
Acaba yıllar sonra, içinde bulunduğumuz günlerde yaşanan hesaplaşmanın hangi tarafı için "coşkuları ve namusları tamdı" diyebileceğiz? Yorumlarınızı bekliyorum. "çok daldan dala yazmışsın" hariç tabi...
31 Ocak 2009
Doğalgaz Zammı ve Ülkemizin Doğal Kazları

Aşağıdaki yazıyı fahiş doğalgaz zammından bir iki gün sonra yazmıştım. Şimdi bu satırları yazarken Başbakan doğalgaza yapılacak indirimleri açıklıyor bangır bangır. Ne diyeyim? En İyisi Nuri Bilge Ceylan gibi "güzel ve yanlız ülkeme" diyeyim ve hatırlatayım. Demokrasilerde her toplum layık olduğu yönetim tarafından yönetilir.
05 Kasım 2008
Doğalgaz Zammı

Bak buraya yazıyorum: "Bu adamlar bu fahiş zammı yaptılar ya doğal gaza; buna rağmen dünyada petrol fiyatları hızla düşüyor ya; yerel seçimler yaklaştıkça üst üste öyle bir indirimler yapacaklar ki, bir çuval kömür bir kilo bulgura tav olan vatandaş AKP'nin oylarını bomba gibi patlatacak. Bu fahiş bindirim unutulup gidecek. Bence plan bu..."
12 Ağustos 2008
Okuduğum Kitaplar-6 "OLAĞANÜSTÜ BULUŞLAR"

Olağanüstü Buluşlar
Remarkable Discoveries - 1994
Frank Ashall
Çeviri :Gülgün Selamoğlu
Sayfa Sayısı: 285
Boyutları: 11,6 x 18,7 cm
ISBN 975-403-360-9
Arka Kapak Yazısı:
Doğanın işleyişi hakkında toplumu eğitmenin bilim adamlarının görevlerinden biri olduğunu düşünen Frank Ashall Olağanüstü Buluşlar’da dönemlerinde insanoğlunun dünyaya bakışını değiştiren buluşlardan bazılarının nasıl yapıldığını, temel bilimsel araştırmaların insanlığa sağladığı yararları sade bir dille anlatıyor. Okuyucuyu bilim adamlarının ve kimi zaman tesadüf öğesi de içeren buluşların dünyasında bir yolculuğa çıkaran kitap, artık hayatımızın ufak birer ayrıntısı haline gelmiş pek çok gelişmenin aslında nasıl bilim adamlarının inatla işlerine sarılmaları, "tesadüfleri" değerlendirebilmeleri sayesinde ortaya çıktığını bize gösteriyor.
Son okuduğum kitap yine bir popüler bilim kitabı ve yine TÜBİTAK Yayınları’ndan. Yazarı Frank Ashall, önsözün bir yerinde şöyle diyor: ”… Geçmişte yapılan bilimsel deneylerden alınacak en önemli ders, doğanın araştırılmasının yalnızca içinde yaşadığımız olağanüstü ve güzel evrenle ilgili bilgimizin artmasınısağlamayacağı, aynı zamanda kaçınılmaz olarak günlük hayatımızı her bakımdan geliştirecek yeni ve hiç beklenmedik faydalar sağlayacağıdır. Bilimin yararlı uygulamaları herkes için her yerde…”
Yazar fazla bilimsel olamayan sade bir dil kullanarak büyük buluşların nasıl yapıldığını ve sonuçlarını anlatıyor kitapta. Faraday’ın elektriği buluşuyla başlayan olağanüstü buluşlar, birbirleriyle bağlantılı ve kronolojik olarak devam ediyor. Yazar, bu bağlantılar sayesinde, buluşların değişik bilim alanlarında nasıl birbirinin önünü açtığını da göstermiş okuyucuya.
Fizik, evrenbilim, biyoloji, tıp, jeofizik gibi değişik alanlarda yapılan büyük buluşların bir kısmını iyi bildiğimizi sansak da kitabı okudukça ilginç ayrıntılar ve bağlantılar keşfediyorsunuz.
Elektrik motorundan, radyo dalgalarına, ışınlarından, kuantum fiziğinden, görecelik kuramına, radyasyondan, büyük patlama teorisine, mikropların keşfinden, aşıların bulunuşuna, DNA’nın keşfinden antibiyotiklere kadar günlük hayatımızı etkileyen buluşların öykülerini bulabileceğiniz bu kitabı popüler bilime ilgi duyan herkese öneriyorum.



01 Ağustos 2008
Çöken Kuran Kursu ve Açık Toplum: Türkiye
Sabah saatlerinde öğreniyorum cep telefonuma gelen mesajdan: "Konya'da kız öğrenci yurdu çöktü ilk belirlemelere göre 6 ölü var." Kendi kendime sordum, "hayda... yaz vakti ne öğrencisi? Ne yurdu?" Sonra yine kendi kendime düzelttim: "tabi ya, kuran kursu!" 
Anadolu'nun ortası, Konya. Konya'ya 120 km uzaklıkta bir ilçe; Taşkent ve o ilçenin bir beldesi Balcılar. Özel bir vakfa ait olduğu belirtilen 3 katlı bir bina. Binada kalan 12-16 yaşlarında 40 civarında kız çocuğu. Ne yapıyorlar peki binada? Kuran öğreniyorlar. Bilmeyenler için söyliyeyim, bu kurslar, yurtlar çok yaygındır Anadolu'da. Tarikatların, cemiyetlerin yurtları. Kışın okullarına devam eden öğrenciler kalır, yazın kuran kursları içindir. Hepsi de temizdir, bakımlıdır, sıcaktır, 3 öğün yemek vardır. Dar gelirli, kırsal kesimde yaşayan dar gelirli aileler bu bedava yurtlara teslim ederler çocuklarını. Artık hangi tarikat, hangi vakıf daha çok sahip çıkarsa, onun yurduna. Parasal kaynaklarını tahmin etmek çok güç değil.
Peki bizim binlercesinden birisinde bir tüp patlayıp da bina çökünce, yavrucaklar enkaz altında kalınca öğrendiğimiz bu yurtlarda ne öğretiyorlar çocuklara? Eh bunu da tahmin etmek zor değil. İşte karşı devrimin eğitim yuvaları, işte toplumsal dönüşümün nüveleri.
İlerleyen saatler; Ölü sayısı 15'e yükselmiş. Gazetelerin internet sitelerinden takip ediyorum. Bir yandan da köşe yazarlarını okuyorum. Anayasa Mahkemesi AKP hakkında kapatmama kararı vereli 2 gün oluyor. Yorumlar tam gaz devam. Milliyet'ten Hasan Cemal de yazısını kapatmama kararına ayırmış. Diyor ki: "Yüksek Mahkeme, AKP’yi kapatmadı ama “laiklik karşıtı eylemlerin odağı” olduğuna hükmetti. Erdoğan’ın buna itirazı var. Haklı bir itiraz bu. AKP’nin laiklik konusunda bazı yanlışları olduğuna inanmakla birlikte, bu partinin laiklik karşıtı bir odak olduğunu ben de düşünmüyorum."
Sabaha karşı namaz kılmak üzere kaldırılan 12-16 yaş arasındaki kız çocukları patlayan bir binanın enkazında can çekişirken okuyorum bu yazıyı. Bu bina "laiklik karşıtı odak" mıdır acaba?
Sonra yazıyı okumaya devam ediyorum. Efendim Hasan Cemal kapatmama kararını Dışişleri bakanıyla birlikte Tahran'dan dönerken uçakta öğrenmiş. Uydu telefonundan öğrenmiş. Hem de Sayın Bakan'ın yanındaymış. Bir de fotoğraf var. İşte bu fotoğraf:
Bu da Hasan Cemal'e göre fotoğrafın hikayesi şöyleymiş:
Uçağımız önceki gün Ankara’ya inerken şöyle dedi Babacan:
“Yola devam! Türkiye her şeyi özgürce tartıştıkça, Türkiye her şeyi özgürce konuşup yazdıkça, sonunda her şeye sağduyu ve rasyonel düşünce çizgisi hakim oluyor, olacak. Türkiye açık toplum oluyor. Demokrasinin özü de bu.”
Bir fotoğrafın hikayesi işte böyle.
Sayın Hasan Cemal acaba çöken kuran kursu fotoğraflardan da sağduyu, rasyonel düşünce ve açık toplum hikayesi çıkarabilir miyiz? Demokrasinin özü bu çocuklarımızın büyüdüklerinde vereceği oylar mı olacaktır?
Son bir not: Ben de Yüksek mahkeme'nin AKP yi kapatmama kararı vermesini hem bu ülkenin içinde bulunduğu şartlar hem de demokrasi açısından olumlu buluyorum. Ancak Yüksek mahkeme'nin 11 üyesinden 10'unun bu partiyi laiklik karşıtı eylemlerin odağı olarak tescil etmesini kimse kulak ardı etmesin. Özellikle de AKP.


