20 Nisan 2007

Malatya Olayları ve Molla Adaleti

Bir gün önce Malatya’da bir vahşet yaşandı. Hıristiyan yayınları basan ve muhtemelen misyonerlik faaliyetleri yürüten bir yayınevi, yaşları 19-20 arasında değişen gençlerce basıldı ve 3 kişi boğazları kesilerek öldürüldü. Bu ülkede bu cinayetleri hoş gören, destekleyen ve şeriat düzenini savunan, tüm kötülüklerin ve dertlerin bu düzende sona ereceğine inanan bir kesim olduğunu biliyoruz.


Bu topraklar binyıllardır bir çok dine ev sahipliği yapmıştır. O hep övündüğümüz Osmanlı İmparatorluğu’nun en karakteristik özelliklerinden biri de tebasının bir çok değişik dine mensup toplumlardan oluşması. Bu sayede, bu topraklar hep hoşgörünün, kültürel ve dini çeşitliliğin dünyadaki pek az örneğinden biri olmuştur. Ama şimdi nedense başka bir şeyler oluyor. Akıl erdirmekte güçlük çektiğimiz bir şeyler... Bir yurtta kalan ve üniversite sınavlarına hazırlanan bu gençler, bu yayınevinde hıristiyanlığı yayma faaliyetleri olduğunu öğreniyorlar, sonra düşünüp bu kişilerin öldürülmesi gerektiğine karar veriyorlar. Sonra gidip boğazlarını keserek öldürüyorlar. Sizce mantığa yakın mı? Gerçekten kendi başlarına mı işlediler bu cinayeti? Bu yurt kimlere aittir? Bu gençlere yol gösteren kimseler var mıdır? Artık toplumsal yapımızın nasıl değişmeye başladığını, toplumsal hassasiyetlerin nasıl hoşgörüden uzaklaştığını hepimiz görüyoruz. Buna meydan veren yada dur demiyen, hatta destekleyen siyasi anlayışın sadece günümüzde değil uzun yıllardır kenarından köşesinden bu ülkenin karar mekanizmalarında yer aldığını da biliyoruz.


Bildiğim kadarı ile semavi dinlerin üçünde de tanrının aynı tanrı olduğu inanışı var. Ve bu üç din aynı tanrıya ulaşmanın yolları. Yine yanlış bilmiyorsam hoşgörüyü, insana yani yaratılana saygıyı en çok ön plana çıkaran ise İslamiyet. Varsayalım ki bu yayınevi ve öldürülenler misyonerdi-ki bence öyle-. Yani Hıristiyanlık propagandası yapıyorlardı ve Hıristiyanlığı yaymaya çalışıyorlardı. Acaba buna karşı yapılacak olan onlara İslam’ı anlatmak yada onların Hıristiyanlığı anlattığı kesimlere kendi dinimizi anlatmak mı olmalıydı yoksa gidip onların boğazını kesmek mi? Hangisi daha etkili?

Bu işin sonu nereye gider? Açıkçası öngörmek zor ama İran’da yaşananlar bize fikir verebilir;


Gazetelerde bu cinayetlerle ilgili başlıklar ana sayfaları doldururken dış haberler sayfasında başka bir haber gözüme ilişti. Gerçekten çarpıcı ve bu gündem içerisinde bizleri düşünmeye belki de ibret almaya yönelten bir haber. Haberin başlığı “Molla Adaleti”. Alt başlığında ise şöyle diyor; “İran Yüksek Mahkemesi, "ahlaken yozlaştıkları"na hükmettikleri 5 kişiyi öldüren altı Besic milisi hakkındaki mahkûmiyet kararını "Yozlaşmışların katli vaciptir" diyerek bozdu.”

2 yorum:

gaykedi dedi ki...

herkez hoşuna gitmeyenin sevmediği şeyi yapanın kafasını kesmeye kalkarsa vay o dünyanın haline :(

Adsız dedi ki...

Dışişleri bakanımızın Türkiye Cumhuriyeti adına, zina yapan kadının RECM -taşlanarak öldürülmesi- ni onaylayan bir anlaşmaya imza koyduğunu,(emin değilim ama sanıyorum İslam konferansında) ve uluslararası anlaşmaların ulusal kanunların üzerinde bağlayıcılığı olduğunu biliyor musunuz??????????????
hiç ummadığımız, yok artık bu kadarı da olmaz dediğimiz şeyler çok yakın... Fatma