Önce Malatya'da, Çocuk Esirgeme Kurumuna ait bir yuvada, minicik çocuklara kalkan elleri gördüğümüzde diken diken olmuştu tüylerimiz. Hepimiz rahatsız olduk. Uyuyamadık bir süre, sinirlerimiz bozuldu. O zaman tepki gösterdik hep bir ağızdan: "yetkililer cezalandırılsın!". Mutlaka birileri cezalandırılmıştır. Hatta belki şimdi o çocukları kimse dövmüyordur. Gerçi ilgili Devlet Bakanı o gün de aynı kişiydi bu gün de...
Sonra, yakın zamanda tekrar karşımıza çıktı o eller. Bu kez İstanbul'da ve yine bir yuvada. Yine rahatsız oldu vicdanlarımız ve yine birileri cezalandırıldı. Sayın Bakan açıklama yaptı; "biz elimizden geleni yapıyoruz çocuklarımız için, her türlü maddi imkanı da sağlıyoruz, yaşananlar insan faktöründen kaynaklanıyor, bunu yapanların kişilik problemi var." Bilmiyorum Sayın Bakan, gerçekten öyle olabilir ama o kişilik sorunlu kişiler başka bir kurumun personelimi? Yönetiminiz altındaki kurumun hiç mi günahı yok?
Aslında yaşananlardan hareketle başka bir noktasına değineceğim bu konunun ama bence mutlak sorumluluğu bulunan sayın bakanın kendini aklamaya yönelik açıklamaları da en az o çocukları dövenler kadar rahatsız etti beni ve değinmeden geçemedim.
Şimdi gelelim asıl anlatmak istediklerime;
Bu görüntüler yayınlandı ve hepimiz gözlerimizle gördük. Peki yayınlanmadan önce hepimiz eminmiydik acaba, bu çocukların mutlu olduğuna, onlara iyi davranıldığına, aç olmadıklarına açık olmadıklarına? Bilmiyorum ben hiç bir zaman emin değildim. Bir kaç kez gitmiş görmüştüm çocuk yuvalarını. Her seferinde yüreğim burkularak ayrıldım oralardan. O çocukların yüzlerinde birşeyler eksik gelmişti hep bana. Aklımın bir yerlerinde hep takılı kalmıştır bu soru: Acaba biz yokken, basın yokken, yöneticiler yokken nasıl davranılır bu bebelere?
Çocuk bakmak zor bir iştir; zaman zaman kendi çocuklarımız bile bizi tahammül sınırlarımızın ötesinde zorlar, hatta istemeden onlara bağırır belki de küçük bir tokatı yanaklarına konduruveririz sonradan çok üzülecek de olsak. Kaldı ki bu çocuklar zaten bir aile ortamından, şevkat ve ilgiden mahrum kaldıkları için çoğu kez sevgimizle, ilgimizle boğduğumuz kendi çocuklarımıza oranla daha sorunlular. Elbette onlara bakanların tahammül sınırlarına çok çabuk ulaşılıyordur yanlız kalınan zamanlarda.
Tam da bu noktada profesyonelliğin birbiri ile çatışan iki temel özeliği girer devreye. Profesyonel kişi duygularını işine karıştırmaz, yani tahammül sınırı olamaz, sinirlenemez. Ama iş kendi işi değildir, çocuk kendi çocuğu değildir. Ama bi dakika; ya işine karıştırmadığı duygu şevkatse? İronik değil mi? Peki ne konabilir profesyonelliğin yerine; "GÖNÜLLÜLÜK"
Kimsesiz çocuklar, yaşlılar, bakıma muhtaç insanlar; bunların hepsi sosyal sorumluluklarımız aslında. Evet devlet gereken tedbirleri alacak. Ama bu bizlerin sosyal sorumluluğumuzu yok etmez. O bebeler, yetimler, bakıma muhtaçlar hepimizin sorumluluğundadır. Herkez üzerine düşeni yapmak zorunda. Zengin, fakir, erkek, kadın, evli, bekar, çalışan çalışmayan. Ancak bir kesim var kidüşünmeden edemiyorum ve değinmeden de edemeyeceğim. Ev hanımları..... maddi problemi olmayan orta ve üst gelir gurubundan ev hanımları. Ekranda gördükleri dayak görüntülerine hepimiz gibi çok üzülen hatta rahatsız olan ev hanımlarımız kabul günlerine harcadıkları enerjinin küçük bir kısmını organize bir şekilde gönüllü olarak bu çocuklarımıza ayırsalar. Yani GÖNÜLLÜ olsalar. Mesela her üç kabul gününden birinde kendilerine en yakın yuvaya, huzurevine bakım yurduna gitseler, muhtaçlara vakit ayırsalar, onlarla sohbet etseler, oyun oynasalar... Hem belki birbirlerine beğendirebilmek adına özenle hazırladıkları ama kilo almaktan hep şikayetçi oldukları halde çayla, sohbetle güzelce mideye indirdikleri böreklerini çöreklerini de yanlarında götürürlerde; o bebeler de belki de hayatlarında ilk defa evde pişmiş kurabiyenin tadına bakabilirler.
Bunu zaten yapan bir sürü ev hanımımız olduğuna eminim hatta bur noktadan hareketle kurulmuş dernekler vakıflar olduğunu da biliyorum ancak alarında benim yakınlarımın da olduğu büyük bir çoğunluk kabül günlerine ciddi bir enerji ve para harcıyor. Giyinip süslenip takıp takıştırıp öğle saatlerinde yollara düşüyor. Yine toplansınlar yine bolca konuşsunlar yine yiyip içsinler ama ayda bir kez de bu kurumlarda toplansınlar. Eminim ilgili kurumların yöneticileri kapılarını ardına kadar açacaklardır bu GÖNÜLLÜ hanımlarımıza. Para değil gerekli olan, ilgi ve şevkat yani ev hanımlarımızın tahammüden öldürdükleri vakitler.
Aklıma geldi yazayım dedim
21 Şubat 2007
YETİMLER İÇİN KABUL GÜNÜ
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

0 yorum:
Yorum Gönder